İlişkilerimizi hep gerip gerip gevşetir; gevşetip gevşetip gereriz—öyle olur ki, gerginlik içindeyken sorulan bir soruya o anda veremediğimiz gergin yanıtı, sonradan bir gevşeme vesilesi kırarak veririz.
Her şeyi biribirine karıştırmışızdır ya –asıl , yaşamsal olarak, birbirine katmak isteyebileceğimiz etkiler ile , geçirmemiz ( ve aşmamız –‘kazanmamız’) gereken gündelik yaşamda , pek önem vermeden –nazikçe yada aldırmazca, belki ezerek gelmesine ama geçip de gitmesine izin vermemiz gereken ötekilerden gelen etkileri , hep, birbirine karıştırmışızdır ya ; işte bunun da acısını , bununda sorumluluğunu , kendi yaşamımıza katarız—katmak zorunda kalırız.
Hep tazelemek isteriz ilişkilerimizi—
ama hiç düşünmeyiz kendimizin ne denli bayatlamış olduğunu—
Yaşamımızdaki boşlukları ötekilerin yaşadıklarıyla doldururuz ,deliklerimizi onlarla tıkarız.
Mirasçılarızıdır hep –kimlerin, ve, nelerin—
Olduklarımızın, olamadıklarımızın,
olmak isteyip de olabildiklerimizin,
ve olmak isteyip de olmadıklarımızın,
ve olmak zorunda kaldıklarımızın,
ve olmamak zorunda kaldıklarımızın
—ama hep , olduklarımızın… 30 Ağustos
…
Hep, olmamız gerektiğini düşündüğümüz kendimiz ile –hep biraz ‘şaşarak’—olmakta olduğumuzu gördüğümüz kendimiz arasındaki aykırılık, sanki, orası burası delik bir şemsiyeyle sağanak altına çıkmışız gibi bir etki bırakır üzerimizde. 18 Haziran
….
Asıl olumlu olabilecek yanımızı da , yıllar yılı, ‘olumsuz’ yanımızdır diye dizginleyip dururuz –oysa (belki ) çıkış yolunu gösterebilecek yanımız (olabilirdi) bu… 14 Ekim
Her şeyi, hep, geciktiririz—sonra , düşünmüş ama yapmamış olduğumuz bir sürü şeyin yükü, birden, aniden , tek bir günde , gelir, yüklenir omuzlarımıza. 14 Temmuz
…
Neyi ne kadar zamanda yapabileceğimiz konusunda temel bir yanılgımız vardır: hep daha hızlı hesaplarız yapabileceklerimizi—hep de daha yavaş yaparız, yapabileceklerimizi… 28 Eylül
Bize iyice derinden dokunan gerçekleri, laf aralarından ve dolandırarak dışa vururuz.
Ne çok da dolambaç gereksiyoruz, ilişkilerimizle baş edebilmek için!
Gerçeklerimiz bile dolambaçlıdır zaten. 25 Haziran
Temel yönelimimiz elimizden gitmişken, hala çevresinde dolanır durur—kendimizi aldatırız.
Boyuna çevresinde dolanır, yapmayız,
yapmak istediklerimizi;
boyuna çevresinde dolanır, yapmayız yapmak istediklerimizi
—yapamayız, boyuna… 23 Ekim
Yapmak istemediğimizi yapmayız;
Yapmak istediğimizi de yapamayız. 23 Ekim
…
Biliriz, asıl önemli olan içten yaşadıklarımızdır, yaşadıklarımızdır—ama, dış gereksinimlerimize, eğilimlerimize , hep, daha çok önem veririz.
“Evet, doğru ya: senin böyle bir acın vardı, değil mi?”—böyle bir soruyu bile sorabiliriz.
Başka bir bağlamda olsaydı seve seve işbirliği yapabileceğimiz , hatta yalnızca tanışmaktan bile zevk alabileceğimiz biri, aniden aykırı bir yolla giriverince eylem ortamımıza , tepki veririz—ama suskunluktur ancak yapabildiğimiz; en güçlü tepkimiz, baş çevirmek…
..
Bir davranış biçimi, ötekilere davranma biçimini, yıllar yılı , uzun deneyimler sonucu, bir kez edinmişsek, artık, tutsağıyızdır onun—önümüze çıkan , yeni, bu deneyimlerin uymadığı birine de uygular bunları , ona da öyle davranırız.
O zaman da bu yeni biri alıştığımız davranış biçimimizin bir tutsaklık biçimi olduğunu anlıyor , bizi de kavrıyorsa, çaresiz kalırız onun bize yönelteceği bilinçli davranış biçimi karşısında.
Özgürce ve özerkçe buluşamıyoruz ki zaten, bir , eşit, tamamlanmışlık düzeyinde—hep , bir yana kayık oluyor ilişkilerimiz—biz de karşımızdakiyle özgürce karılaşmak yerine, onu hep kendi yanlılığımızın zaten gerektirdiği yanımızla karşılıyoruz.
Şöyle göğüs göğüse, tam, sıkıntısız ve aldırmazca karşılaşamıyoruz ki—ama, bazen, pek ender… 6 Haziran
Ötekilere dürüst davranmaya çalıştığımızda bile , bir şey yapmaya çalışmakta olmak , gelir dikelir dürüstlüğümüzün üstüne—akbaba gibi…
Sıkıntısını çektiğimiz şeylerin
Sıkıntısını , ötekilere çektiririz.
Ötekilere çektirdiğimiz sıkıntılar,
kendi sıkıntılarımızdır.
Sıkıntılarımız , zaten,
ötekilerininkilerdir…. 18 Temmuz
Yürüme, Oruç Aruoba / sf 23-30