Evvel zaman içinde

‘…hoş kokulu bir çam ormanında yaşayan bir genç kadın varmış,kocası yılardır savaş nedeniyle uzaklarda. Kocası, bir gün, savaştan berbat bir ruh hali içinde, zar zor yürüyerek dönmüş. Eve girmeyi reddetmiş, taşların üzerinde uyumaya alışmış , fazla konuşmayıp insanlardan kaçarmış.
Genç kadın kocası eve döndüğü için heyecanlı, ona yemekler hazırlamış ve onları ormanda kalan kocasına götürmüş , ama kocası ayağa kalkıp yemekleri tekmelemiş, beni yalnız bırak diye kükremiş.
Zaman içinde bu olaylar devam edince, kadının yolu köyün dışında yaşayan şifacının mağarasına düşmüş. Kadın , şifacıya demiş ki;” Kocam savaşta kötü yaralanmış. Sürekli öfkeli ve bir şey yemiyor, benimle yaşamaya yanaşmıyor. Onu yeniden sevecen ve nazik yapacak bir iksir verebilir misin bana?”
Şifacı ona güven vermiş; “bunu senin içi yapabilirim” ama bunun için özel bir bileşene ihtiyacım var. Maalesef, hiç hilal ayısı kılım kalmadı. Bu yüzden dağa tırmanıp kara ayıyı bulmalı ve bana hilal ayısının boğazından koparılmış tek bir kıl tanesi getirmelisin. O zaman sana ihtiyacın olan şeyi verebilirim ve hayatını yoluna sokabilirsin “
Bazılarının bu işten gözü korkarken, bazıları çabaların faydasız olduğunu düşünürken, kadın “ bir şeyler yapabileceğimi bilmek çok güzel, çok minnettarım” demiş ve yola koyulmuş. Dağlara tırmanırken, ‘bedenine tırmanmama izin verdiğim için sana minnettarım’ diye dağa şarkı söylemiş.
Tırmanış giderek zorlaşmış, dağların doruklarında kar görene kadar yürümüş, ayakları üşümüş, elleri kesilmiş. Ama kocasını sevdiği için tırmanmaya devam etmiş.
Sonunda derin ayak izleri ve pençe izleri bırakarak yürüyen dev gibi bir kara ayı görmüş. Hilal ayısı kükremiş ve inine girmiş. Kadın bohçasındaki yemekten çıkarmış ve yemeği inin dışına bırakarak sığınağına dönmüş. Ayı ininden çıkarak yiyeceği yemiş. Ertesi akşam kadın aynı şeyi yapmış, ama sığınağına dönmek yerine yarı yola kadar geri çekilmiş. Ayı güçlükle ininden çıkmış, havayı incelemiş, kükremiş ve yemeği yiyerek inine dönmüş. Bu birçok geceler devam etmiş, ta ki koyu mavi bir gecede kadın kendisini ayının ininin yakınında bekleyecek kadar cesur hissedene kadar.
Bu kez yiyeceğin tam yanında durmuş, ayı kadını görünce öyle bir kükremiş ki kadının bedenindeki kemikler uğuldamış. Kadın titremiş ama yerinden ayrılmamış, ayı daha çok kükremiş ve kollarını kadını yakalayacakmış gibi uzatmış, kadın titrerken olduğu yerde durmuş. “ Luften sevgili ayı, bütün bu yolu sadece kocam için bir ilaca ihtiyacım olduğundan geldim” Ayı pençelerini indirmiş ve kadının korku dolu yüzüne bakmış. “ lütfen sevgili ayı, butun bu gecelerde seni besledim, boynundaki hilalin kıllarından birini alabilir miyim, lütfen” Ayı duraklamış. Bu ufak kadın kolay lokma olur. Ancak birden ona karşı merhamet hissiyle dolmuş. “Doğru” demiş, bana faydalı oldun. Kıllarımdan birini alabilirsin. Ama elini çabuk tut, sonra hiç durmadan burayı terk et ve evine dön”
Kadın ayının boynundaki beyaz hilalden bir kılı tutup hızla çekmiş. Ayı şaha kalkmış ve yaralanmış gibi bağırmış. “Teşekkür ederim , çok teşekkür ederim hilal ayısı.” Kadın saygıyla yerlere kadar eğilmiş. Ama ayı homurdanmış ve sallana allana öne doğru adım atmış, kükremiş. Kadın dağdan aşağı bütün gücüyle kaçmış, Elbiseleri yırtık, saçları dağılmış da olsa, kasabanın öte tarafına geçerek yaşlı şifacının ateşi canlı tutmaya çalıştığı kulübeye varmış.

“Bak, bak onu ele geçirdim, buldum ve aldım onu, bir hilal ayısı kılı” diye bağırmış genç kadın.

“Güzel, demiş sifaci, gülümseyerek. Kadından beyaz kılı almış, ” evet bu sahici bir hilal ayısı kılı ” demiş. Ve birdenbire kılı ateşin derinlerine atmış. Kıl alevle yanarak kaybolmuş.

“Hayır” diye bağırmış genç kadın. “Ne yaptın?”

“Sakin ol. Sorun yok. Her şey yolunda”, demiş şifacı. Dağa tırmanmak için attığın her adımı hatırlıyor musun? Hilal ayısının güvenini kazanmak için attığın her adımı hatırlıyor musun? Ne dediğini , ne işittiğini ve ne hissettiğini hatırlıyor musun?

“Evet” , demiş kadın, “çok iyi hatırlıyorum.”
Yaşlı şifacı nazikçe gülümsemiş ve şöyle demiş ;

“Şimdi lütfen kızım, yeni bakış açın ve bilgilerinle evine git ve kocanla ilişkini aynı yöntemlerle sürdür.”

-ÖĞRETmen Olarak Öfke-

Bu öykünün ana motifi olan büyülü bir nesnenin aranması , dünyanın her tarafında karşımıza çıkar. Kimi örneklerde seyahati yapan kadındır, kiminde ise erkek. Aranan büyülü şey bir kirpik, bir burun kılı, bir diş, bir tüy yada başka bir fiziksel unsur olabilir. 
Öykünün içeriği, bize sabrın öfke için yararlı olacağını gösterse de, anlattıkları, daha çok, bir kadının , psişede düzeni yeniden kurmak ve böylece kızgın benliği iyileştirmek amacıyla yapması gerekenler hakkındadır. Masalın alt yapısı, öfkeyle uğraşmak ve onu iyileştirmek için eksiksiz bir modeli açığa vurmaktadır: Bilge ve sakin bir iyileştirici güç aramak (şifacıya gitmek ) , daha önce yaklaşmaya cesaret edilmemiş psişik araziye girme cüretini göstermeyi kabullenmek ( dağa tırmanmak ) yanılsamaları, eski ve saplantılı duygu ve düşünceleri bertaraf etmek ( ormandaki korkutucu öğeler, tırmanıştaki zorluklar) büyük merhametli benlikle ilişki kurmak ( ayıyı sabırla beslemek ve ayının onun şefkatine karşılık vermesi ) merhametli psişenin kükreyen yanını anlamak ( ayının merhametli benliğin uysal olmadığını görmek )

Öykü bu psikolojik bilgileri hayatlarımızda uygulamanın ( dağdan inip köye dönmenin) önemini gösterir, iyileşmenin tek bir fikirde değil, arayış ve uygulama sürecinde ( kılın yok edilmesi) olduğunu anlatır.

Öykünün özü şudur : bütün bunları öfkene uygula, iyi olacak” ( şifacının kadına eve gidip bu ilkeleri ilişkisine uygulamasını önermesi )

Eğer öyküye bütün bileşenleri sadece kadının psişesinin bir parçasıymış gibi bakarsak, psişenin savaştan dönen koca imgesiyle temsil edilen çok öfkeli ve eziyet çekmiş bir bölgeye sahip olduğunu görebiliriz. Psişenin seven ruhu, yani adamın karısı, yeniden sevgi dolu yaşayabilmek için bu kızgınlık ve öfkeye bir derman bulma görevini üstlenir. Bu tüm kadınlar için değerli bir çabadır, çünkü sonuçta öfkeyi tedavi edebilir ve bağışlamaya giden yolu bulabiliriz.’

Kurtlarla Koşan Kadınlar’dan , Clarista P. Estes
Görsel: Lucy Campbell

Leave a Reply

Your email address will not be published.


Notice: ob_end_flush(): failed to send buffer of zlib output compression (0) in /home/kozmikpsk/public_html/wp-includes/functions.php on line 5221